Articles by "magazin"
magazin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster


 Nikrik Oksit (NO) içeren burun spreyi Covid-19'u önlediği söyleniyor.Etkinliği ve güvenliği konusunda şüpheler olsa da,ürün onaylanmış durumda.İlaç şirketi Sanotize'nin antiviral burun spreyi Enovid'in Covid-19 enfeksiyonunu önlenmesi amaçlanmış.79 katılımcı ile yapılan randomize (rastgele seçmek),çift kör,plasebokontrollü bir faz 2 çalışmada,anti Covid 19 burun spreyi,burun ve boğazdaki virüs miktarını 24 saat içinde yüzde 95 fazla azalttığı görülmüş.Ayrıca Kanada'da 7000 fazla denekle yapılan çalışmada hiç bir yan etki görülmediği gözlemlenmiş.

Bununla birlikte tıpta,anti Covid-19 burun spreyi ile ilgili kaygılar artmakta.çünkü aktif bileşen nitrik oksit (NO) güçlü bir vazodilatördür (damar genişlemesi).Aslında burun spreyi kullanımı bu nedenle kan basıncında bir genişleme yaratmaktadır.Enovid ise bu sorulara henüz geri dönüş yapmış değil.

NO Burun Spreyi İle İlgili Diğer Çalışmalar

Klinik araştırmalar için veri tabanı kliniktrials.gov'a yapılan bir giriş,Kanada'da aktif bileşen nitrik oksit ile başka bir çalışmanın gerçekleştirildiğini göstermektedir.143 denek,burun durulama ve gargara solüsyonu dahil çeşitli NO içeren maddeler aldı.Veri tabanı ayrıca Kanada'da 50 gönüllünün NO burun spreyinin etkinliği üzerine planlanmış başka bir çalışma ile ilgili bilgi içermektedir.

Etkisi Saf Spekülasyondur

Çeşitli uzmanlar burun spreyinin etkisi konusunda son derece eleştireldirler,çünkü burunda veya boğazda viral bir azalmanın,eğer Enovid burun spreyi ile elde edilirse,aslında enfeksiyonu önleyebileceğine dair hiç bir bilimsel kanıt olmadığı görüşündeler.

Profesör Dr.Claus-Michael Lehr bulaşık deterjanınında laboratuvar testlerinde virüsleri öldürdüğünü,ancak insanlardaki gerçek etkinlikle ilgili bizlere çok az şey söylemektedir görüşünde.Ancak Lehr,SARS-Cov-2'ye karşı NO ile araştırma yaklaşımının ilginç olduğunu düşünüyor.

İsrail Ve Yeni Zelanda'da Onaylandı

Anti-Covid 19 burun spreyinin henüz kanıtlanmamış etkinliğine ve olası yan etkilerine rağmen,İsrail ve Yeni Zelanda geçici satışı için onay aldı.Reuters haber ajansını  bir haberine göre Sanotize'ın ortak şirketi olan Chempharma Solutions,İsrail'de üretime başladı.NO'nun farmakolojik etkinliği nedeniyle Avrupa'da onay alması zor görünüyor.İsrail ve Yeni Zelanda'da Enovid ilaç olarak değil yalnızca tıbbi bir ürün olarak onay almıştır.

Ay'da koloniler mümkün mü? Robotun aydaki mağaraları incelemesi gerekiyor.

Aydaki mağaralar kalıcı bir koloninin temelini oluşturabilir. ESA(Avrupa uzay ajansı),yakında robotlarla kullanılabilirliklerini araştırmak istiyor.Volkanlar patladığında lav mağaraları oluşabilir. Bunun bir örneği, yaklaşık 27.000 yıl önce Pico Viejo patladığında ortaya çıkan Tenerife Kanarya Adası'ndaki Cueva del Viento'dur.17 kilometre uzunluğundaki bu mağara sistemi,dünyadaki en büyük mağara sistemlerinden biridir.Bu arada,soğutulmuş tüplerde yaklaşık 120 hayvan türü yaşıyor.Temel olarak mağara,bir grup insanın yaşaması için de yeterli alana sahip ve Ay gibi güçlü volkanizmaya sahip diğer gezegenlerde benzer lav mağaralarının göstergeleri mevcut.Araştırmalar, bu doğal yapılarda bir ara istasyon veya kalıcı bir koloninin temeli olarak büyük bir potansiyel görüyor.Radyasyondan ve küçük meteorlardan korunmanın yanı sıra,lav mağaraları da kaynaklara ve suya erişim sağlayabilir.Yakın zamanda Earth Science Reviews dergisinde yayınlanan bir araştırma, aydaki lav mağaralarının Dünya gezegenindekilerden önemli ölçüde daha büyük olması gerektiği sonucuna vardı.Francesco Sauro ve ekibi,bu nedenle,aydaki mağaralarda şehirlerin bile mümkün olduğuna inanıyor.

Aydaki Mağaraları Keşfetmek

Avrupa Uzay Ajansı (ESA) bu nedenle üniversitelerden ve diğer araştırma kurumlarından 2019 sonbaharında aydaki mağaraları keşfetmek için bir konsept geliştirmelerini istedi.ESA şimdi bir fizibilite çalışması için iki konsept seçti. Bu konsept Ay mağaralarının giriş alanını incelemek için küresel bir robot kullanmak isteyen Würzburg Üniversitesi'nden bilim adamları ,Oviedo Üniversitesi'nden alçaltılmış bir robot ile bilgi toplamaya yöneliktir.

Robot Daedalus

"Lav Yeraltı Yapılarının Derin Otonomisinde İniş ve Keşif" (Daedalus) adlı küresel robot, bir stereo kamerayla mağaraları keşfetmek için 3D LiDAR sensörlerine ve otonom hareket eden bir sisteme sahip.Daedalus bir mağaranın içinde,jeolojik malzemeleri belirleyebilir ve düşük radyasyona maruz kalmış yerleri keşfedebilir.Bir araya getirilen veriler ise kullanılabilirlik hakkında sonuçların çıkarılmasına izin verecektir. 

Robotlar Speleolojiyi (mağara bilimi) Mümkün Kılacak. 

Yüzey ile mağara arasında kablosuz güç ve veri iletimi için "robotik vinç" tasarlanırken,geliştiriciler mağaralardaki güneş pilleri aracılığıyla enerji temini için güneş ışığının olmaması ve ayın yüzeyine sorunlu veri aktarımı üzerinde yoğunlaştılar.Bu nedenle, yüzeyde kalan bir ay gezgini öneriliyor ve bir vinç yardımıyla küçük robotlar mağaraya indirilmesi planlanıyor.Yüzeyde bulunan gezici ile mağaradaki robotlar arasındaki bağlantı sayesinde robotlar enerji ile beslenecek ve bilgileri göndereceklerdir. 

Laboratuvar İncelemesi

Bir sonraki adımda,iki konsept,ESA laboratuvarında fizibilite açısından incelenecektir.Daha sonra şu anda sadece simülasyon olarak var olan robotun prototipleri üretilecek. Würzburg Üniversitesi'nden Dorit Borrmann: “Robotumuzu birkaç yıl içinde ayda görmek elbette büyük hedefimiz olurdu.Böyle bir fizibilite çalışması, bunu mümkün kılmak için önemli bir adımdır. 

 

Gaia uzay teleskobundan alınan son kayıtlara dayanan yeni bir 3D harita ortaya çıkarıldı ve 1.3 milyon çift yıldız keşfedildi.

Önceden en büyük harita sadece 200 yıldız içeriyordu.Astronomide,tüm yıldızlarının çoğunun çift yıldız veya çoklu yıldız sistemleri olarak ortaya çıkma tezi uzun zamandır var olmuştur.Dünya'nın güneşinin muhtemelen bir veya daha fazla kardeşi vardı ve uzayda ki komşularımız Alpha ve Centauri ile çoklu bir sistemin parçası idi.Berkeley'deki California Üniveristesinden bilim adamları,dünyanın 300 ışıkyılı uzağında kaç tane ikili yıldız olduğunu belirlediler.

Uzun Mesafeye Sahip Çift Yıldızlar

Evrende nispeten küçük bir mesafe ile daire çizen çift yıldızlar,Gaia'nın kayıtlarında bir ışık noktası olarak tanınabilir.Bu nedenle ayrılamazlar ve dolayısıyla çift yıldız olarak da tanımlanamazlar.Bu yüzden çalışma,ortaklar arasında geniş boşlukları olan çift yıldızlara odaklandı.Gaia verileri,aralarında on veya daha fazla astronomik birim bulunan çift yıldızları tanımlamak için kullanıldı.

Büyük Çift Yıldızların 3D Haritası

Kareem El-Badry ile çalışan araştırmacılar,geniş mesafeli çift yıldızların bugüne kadar ki en büyük 3D haritasını oluşturmayı başardılar.Çoğu güneş benzeri yıldızlardan oluşan bu sistemlerden 1.3 milyonunu Dünya'dan maksimum 3000 ışıkyılı uzaklıkta keşfettiler.Gaia öncesi verilerle yapılan son iki harita sadece 200 ikili yıldız içeriyordu.KareemEl-Badry:"Güneş benzeri yıldızların neredeyse yarısının ortağı var.Bu yıldızların sadece dörtte birinin,30'dan fazla astronomik birimde bir ortağı olduğunu bulduk.Yeni atlasdaki en uzak yıldız çifti 3.26 ışıkyılı ötededir"

Çift Yıldızlar Birbirlerine Çok Benzer

Çalışma ayrıca yıldız çiftlerinin genellikle uzun mesafelere rağmen birbirbirine çok benzediğini gösteriyor.Her iki yıldız da nereyse aynı kütleye sahip.Kareem El-Badry:" Bu gerçekten harika bir şey:Bu nedenle çift yıldızlar tercihen tek yumurta ikizleridir.Aralarındaki mesafeler o kadar büyük ki,mevcut yıldız oluşum teorilerine göre,bu gözlem,şu anda kozmosta birbirinden yüzlerce veya binlerce astronomik uzaklıkta olan yıldız çiftlerinin bir zamanlar birbirine çok daha yakın olduğunu gösteriyor.

 

Antarktika'da tortu örnekleri almak için sondaj yaparken ,aslında "imkansız" koşullar altında,tesadüfen bilinmeyen bir yaşam biçim,i keşfedildi. 

İngiliz Antarktika araştırmasından bilim adamları yanlışlıkla Antarktika'daki en büyük ikinci kalıcı buz tabakası olan Filchner-Ronne buz sahanlığı altında bilinmeyen bir yaşam formu keşfettiler.Frontiers İn Marine Sccience dergisndeki yayına göre,Huw Griffiths'in ekibi aslında tortu örnekleri almak istedi.Ancak 900 metre derinlikteki bir deliğe bir kamera indirdiklerinde,araştırmacılar kayaya ince gövdelerle bağlanmış gibi görünen yuvarlak kafa şeklinde bir yaşam formunu gözlemlediler.

Bilimde,bu zorlu koşullar altında canlıların keşfi bir sürprizdi.Sondaj deliği açık denizden yaklaşık 260 kilometre uzakta,eksi 2.2 santigrat derece sıcaklığa sahip ve ortam sürekli karanlıktır.Biyolojide,bu koşullar altında hareketsiz yaşamın imkansız olduğu düşünülüyordu.

Huw Griffiths:Bu biraz çılgınca.Orada bir milyon yıl sonra bu tür bir yaşam formunu aramayı düşünemezdik,çünkü orada olabileceğine bile inanmazdık.

Buz Bloklarının Altındaki Kayalar

İncelenen buz tabakaları,büyük miktarlarda buzun kıtadan denize doğru hareket ettiğinde oluşur.Buz tabakaları kayaları kendisine çekebilirve buz tabakasının altına bastırabilir.Bilim adamları kayaların üstteki buz tabakasının 900 metre altına çekildiğinden şüpheleniyorlar.Kaya ile en alttaki buz tabakası arasında ise yaklaşık 500 metre vardır.

Yaşam Formu Tanımlanamadı

Şimdiye kadar bilim adamları,analiz için örnek alınamadığı için yaşam formunu belirleyemediler.Ancak video kayıtlarına göre sünger olması muhtemel diye görüş belirttiler.Huw Griffiths:"Bu şimdiye kadaren uzak buz tabakasındaki karşılaştığımız bir yaşam formu.Bu yaşam formları,kayaların üzerine sıkıca tutunarak yapışmış durumdalar ve ancak yanlarından geçen bir şey olursa beslenebilen canlılardır.

 

İsrail'in yeni şirketlerinden Redefine Meat,kendi geliştirdiği bir 3 D yazıcı yardımıyla bitki bazlı hammaddelerden et üretiyor.

Yüksek et tüketimi kolon kanseri ve diğer hastalıklara davetiye çıkarmaktadır.Son yıllarda,giderek daha fazla insan bu nedenle daha az et tüketmeye ya da hiç tüketmemeye başladı.Bu nedenle laboratuvarda üretilen alternatif et üretimi üzerinde çalışmalar başladı.Laboratuvar üretimi etler yakın zamanda Singapur'da satış için onay aldı.Ancak bu kısa zamanda iklim değişikliği sorununu çözemeyecek gibi duruyor.Çünkü laboratuvar üretimi etlerin üretim süreçleri,geleneksel et üretimine göre daha az metan gazı salımınının da bulunsa da karbondioksit salımınının yüksekliğine çare olmuyor.


3 D Yazıcısı Etler

İsrail menşeeli şirketlerden biri olan Redefine Meat,hayvanları ve iklim değişikliklerinin korumak adına et tüketmek istemeyen,ancak damak tatlarından vazgeçmek istemeyen insanlar için bir çözüm geliştirmeyi başardı.Bitkisel hammaddelerden basılan et alternatifi,özel üretim süreci sayesinde gerçek etin,yağ ve kas yapısına birebir benzetildi.Şirkete göre genellikle sadece kıyma ve daha küçük et parçalarının aksine Rdefine Meat biftek üretmeyi başardı.2021 ilk yarısından 3 D yazıcısı etler Almanya ve İsviçre'de satışa sunulacak.Almanya'nın en büyük kümes hayvanı üreticisi PHW grup 2019 yılında bir finansman turunda başlangıç olarak bu iş için 6 milyon dolar yatırım yaptı.PHW grup tanınmış et markaları arasında Wiesenhof ve Bruzzzler bulunmaktadır.


Codeks Gigas olarak da bilinen Şeytan'ın İncil'i,Orta Çağ'dan kalmadır ve dünyanın en büyük el yazısıyla yazılmış kitabıdır. Şeytanın İncil'inin efsanevi bir tarihi ve hikayesi vardır,varlığından beri zengin ve güçlü olanlara neredeyse doğaüstü bir hayranlık uyandırmıştır.Şeytan İncil'i,Orta Çağ'ın sonlarından kalma kesinlikle benzersiz bir el yazmasıdır.Kitap ve hikayesi o kadar tuhafdır ki Codex Gigas uzun süredir Dünya'nın sekizinci harikası olarak anılmıştır.Uzmanlar 92 cm yüksekliğinde 50 cm genişliğinde,22 cm kalınlığında ve neredeyse 75 kg ağırlığındaki kitabın 13.yy başlarında yazıldığını tahmin ediyor.Gizemli kitabın efsanevi ve canlı bir tarihi var ve bugüne kadar bilim için birçok soruyu gündeme getiriyor.

Şeytan'ın İncil'i diğer şeylerden yanı sıra,160'tan fazla dana derisi üzerine yazılmış İncil'in tamamını (yani o zamanlar eski ve yeni ahit) çeşitli tarihsel veriler,tıbbi incelemeler ve şeytan çıkarma büyüleri içerir.Cambridge kütüphanecisi Dr. Cristopher de Hane Codex Gigas'ın bu formda başka hiçbir yerde bulunmayan bir metinler koleksiyonu olduğunu ve kitabın özellikle tuhaf, büyüleyici ve açıklanamaz bir nesne olarak değerlendiriyor.Kitabın başka bir özelliği ise Parşömen içindeki gizemli bir gölgeyle çevrili bir sayfada şeytanın tam vücut temsilini gösteriyor olmasıdır.

Orta Çağ'da insanlar şeytandan çok korkuyorlardı ve neredeyse tüm görüntülerde Şeytan'ın sadece kafası resmediliyordu.Bu zamana ait Şeytan'ın tam vücut tasviri çok azdır ve bu bir kaç kişi tarafından kasıtlı olarak küçük resmedilmiştir.Neredeyse bir metre uzunluğundaki bir kötülük figürü,zamanın düşüncesiyle çelişiyordu,ancak Şeytan'ın İncil'inde bu çok normaldi.Varlığından bu yana,Şeytan'ın İncili'nin kudreti,insanlarda özel bir hayranlık ve bu güçlü ve tuhaf kitaba sahip olma duygusu uyandırdı.Codex Gigas İncil'i her zaman dönemin Kral'ları ve Kraliçe'leri için güçlü bir savaş ganimeti olarak görülüyordu,ve en sonunda İsveç Kralı 2. Gustav'ın kızı Christina'nın eline geçti.Ancak kitap bugün hala insanları büyülüyor:2007'de bir süre Çek Cumhuriyeti'ndeki memleketinde sergilendiğinde,dünyanın her yerinden on binlerce insanın Şeytan'nın İncil'ini kendi gözleriyle görmek için seyahat etmesine sebep oldu.Dünya'nın önde gelen medya şirketleri Codex Gigas sergisi hakkında haberler yaptı.O sırada Red Dull Press'in paleografı Michael Gullik "Bu kitabı kendi gözleriyle gören herhangi birinin bu kitabın sahip olduğu gücü göreceğinden şüphem yok" açıklamasını yaptı.Çok az kitap,bu kitap kadar halkın ilgisini çekmiştir.

 Codex Gigas Efsanesi

Şeytan'ın İncil'i efsanesi 1230'da Bohemya'daki Podlazice'de Benedictine manastırında şimdiki Çek Cumhuriyeti'nde başlıyor.Manastırın kutsal kurallarından birini çiğneyen Benedictine keşişi çıplak bir şekilde hücrede oturur ve manastırın büyüklerinin kaderine karar vermesini bekler.Benedictine rahipleri,siyah rahipler olarak bilinirler.Siyah cübbe yas tutmayı ve ölümü hatırlamayı simgeler.Kendi seçtikleri yoksulluk,iffet ve tüm fiziksel zevklerden feragat eden bir yaşam sürerler.Paçavra giyerler,uyumazlar ve kendilerini cezalandırırlar.Manastırın katı kurallarını çiğnemek hücre hapsi,açlık,aforoz etme ve hatta ölüm gibi acımasız cezaları getirir.Benedictine keşişinin katı kural cezası;açlıktan ölmeye terkedilmektir.Merhamet dileyen keşiş eğer affedilmesi halinde zamanın en büyük kitabını yazacağını vaat eder.Bu bir İncil olacaktır ve insanlık için önemli bilgiler içerecektir.Ve hatta bu kitabı sadece bir gecede bitireceğini söyler.Yaşlılar öneriyi kabul eder,ancak bir gecede yazmayı başaramazsa ertesi sabah ölümün onu beklediğini açıkça belirtirler.Keşiş yazmaya başlar.Parmakları uyuşana kadar kelime kelime,satır satır,sayfa sayfa.Ama daha sonra böyle bir eserin yazmasının imkansız olduğunu anlar ve ölümü beklemeye başlar.Bu çaresizlik içinde Şeytan'dan yardım diler,ardından ise bir anlaşma yapar.Ruhunu Şeytan'a satmak karşılığında Şeytan keşişe yardım eder.Tanrı'nın kitabı İncil artık Şeytan'ın İncil'i Codex Gigas olmuştur.

Codex Gigas Hikayesi

Codex Gigas İncil'in yazılmasından bir kaç on yıl geçmiştir.Ünü hızla yayılmaya başlayan İncil'in sahibi Benedictine manastırı mali yıkımın eşiğindedir.Acilen mali durumu düzeltmek adına Codex Gigas'ın başka bir manastıra satılmasına karar verilir.Böyle bir çalışma bir statü simgesiydi ve her manastır için büyük bir onur ve prestij kaynağıydı.Böylece ironik bir şekilde İncil siyah rahipler olarak bilinen Benedictine manastırından,beyaz rahipler olarak bilinen bir mezhebe geçti.Şeytan'ın İncil'inin yeni sahipleri Codex'i Prag yakınlarındaki Sedlec kasabasındaki bir manastıra getirdi.Kitabı onore etmek amaçlı İsa'nın çarmıha gerildiği yer olan Golotha'dan getirilen toprağın yanı başına konulur. 

Ancak Codex Gigas'ın tekrar seyahat etmeye başlaması uzun sürmez.Güçlü bir piskopos Şeytan'ın İncil'ini eski yerine götürülmesini emreder.İncil'in ayrılmasından kısa bir süre sonra Sedlec'de bir veba salgını baş gösterir.Sedlec manastırının mezarlığı artık cenaze kabul edemez oldu ve pandemide 30000'den fazla insan öldü.Bugün Sedlec adlı kasabadaki manastır Avrupa'nın en büyük toplu mezarlarından biridir ve ürkütücü bir müze haline gelmiştir.İnsan kemiğinden yapılmış devasa bir kadeh ya da bir avize ya da bir sütun görebilirsiniz.

Şeytan'ın İncil'inin hikayesi 1565'te Avusturya'da devam ediyor.Veliaht prens 2. Rudolph Nostradamus'a yıldız falına baktırır.Nostradamus 2. Rudolph'un babasının yerine geçeceğini ve ileride ise Roma İmparatoru olacağına kehanet eder.Bugün bildiğimiz kadarıyla bu kehanet  2.Rudolph'un okültlere olan inancının başlangıç noktasıydı.Yıllar sonra bu ilgi bir saplantıya dönüştü ve okültlerle ilgili ne kadar kitap varsa toplamaya başladı.Ancak koleksiyonda bir kitap eksikti o da Codex Gigas'tı.Codex'e kesinlikle sahip olmak istiyordu ve Benedictine manastırıyla iyi ilişkiler kurdu.Bu iyi ilişkiler işe yaradı ve Benedictine manastırı baş rahibi Şeytan'ın İncil'ini 2.Rudolp'a hediye etti.Daha sonra Kral kendini İncil'i incelemeye adadı,bu inceleme saplantıya dönüştü ve sonuçta halktan tamamen koptu.Yönetme kabiliyeti sona erdiğine karar veren ailesi onu tahttan uzaklaştırdı.Öldüğünde ise hiç varis bırakmadığından taht düşmalarının eline geçti.İsveç askerleri otuz yıl savaşları sonunda kalesini yağmalarken İncil'ede sahip oldular.Kitap İsveç ordusu tarafından güvenli bir şekilde Stockholm'e getirildi.Bu noktada askerlerden hiç biri kitap hakkında hiç bir bilgiye sahip değildi.Askerler arasında kitabın Şeytan'nın kitabı olduğu söylentisi yayıldı.İsveçli subaylar bu olağanüstü savaş ganimeti sayesinde Kraliçe tarafından ödüllendirileceklerini düşündüler.Kitap kraliyet sarayı özel kütüphanesinin en özel yerinde yerini aldı.Ancak yaklaşık 10 yıl sonra hikaye farklı yönde ilerlemeye başladı.

İsveç Kraliçe'si Christina katolik inancı seçti ve kendi isteğiyle Roma'ya gitti.Çok sayıda İncil'le beraber önemli eşyalarını yanına alsa da Codex Gigas'ı kraliyet kütüphanesinde bıraktı.7 Mayıs 1697 Cuma günü henüz ölen İsveç Kralı 11. Gustav'ın odasından başlayarak bütün kaleyi saran,nedeni belli olmayan bir yangın başlar.Kalede bulunanlar panik halinde alınması gereken önemli eşyalarla birlikte Kral'ın naaşını ve Şeytan'ın İncili kurtarırlar.Bir uşak 75 kiloluk kitabı kalenin camından aşağı fırlatır ve Şeytan'ın İncil'i çok az hasarla kurtarılır.

Bugün Codex Gigas İncil'i Stockholm kraliyet milli kütüphanesinde onu ısıdan,ışıktan ve nemden bir koruyucu kılıf içinde saklanmaktadır.İncil'in tüm sayfaları dijitalleştirilerek internette halka açıldı.Bugün herkes bu gizemli kitabı kendi inceleyebilmektedir.

 İskandinavya'dan sarışın Viking klişesi yanlış.Yeni DNA analizleri,Avrupa ve hatta Asya'daki bir çok bölgeden insanları içeren karışık bir grubu gösteriyor.

Vikingler,hızlı gemileriyle yabancı kıyı şehirlerine saldıran savaşçı,denizci gruplar olarak Avrupa tarihine geçti.Bugünün İskandinavya'sından insanlar,Vikinglerin dinlerini,dillerini ve teknolojilerini Kuzey ve Baltık denizi bölgesine ve hatta Grönland ve Kuzey Amerika'ya kadar ihraç ettikleri geniş bir ticaret merkezleri ve ticaret yolları ağını da sürdürdü,böylece bu bölgelerin gelişimini kararlı bir şekilde şekillendirdi.Viking klişesi,İskandinav kökenli sarı saçlı uzun bir adama karşılık gelir.Ancak,son yıllarda arkeolojide yapılan yeni keşifler,Vikinglerin uzun zamandır varsayıldığı kadarıyla homojen bir grup olmadığına dair ipuçları sağlamıştır.Diğer şeylerin yanı sıra,mezar eşyalarında Arapça karakterler bulunan bir Viking ve büyük olasılıkla güney Baltık devletlerinden gelmiş Slav kökenli bir Viking kadın mezarı bulundu.

422 Viking'den DNA Analizi

Cambridge üniversitesi ve Eske Willerslew çevreisndeki Kopenhag üniversitesindeki bilim insanları,Viking'lerin kökenini belirlemek için 422 Viking mezarının DNA'sını analiz ettiler.Mezarlar Rusya'dan orta ve kuzey Avrupa boyunca Grönland'a yayıldı.Araştırmacılar,karşılaştırma için bronz çağından günümüze kadar çeşitli Avrupa halklarının DNA analizlerini kullandılar.Nature dergisinde yayınlanan araştırmanın sonuçlarına göre Viking klişesi yanlış olarak değerlendirildi.Beklenen İskandinav genlerine ek olarak,bilim insanları DNA'da Baltık devletleri ve orta Avrupa'dan ve Orta Doğulu çiftçilerden ve hatta Orta Asya'dan bronz çağına bozkır insanlarının oranlarını buldular.Willerslev'in açıkladığı gibi çalışmaların Vikinglerin imajını önemli ölçüde değiştiriyor.

Farklı Kökenlerden Kahverengi Saçlı Vikingler

Willerslev,"Vikinglerin çoğu sarışın değildi,kahverengi saçları vardı ve İskandinavya'nın dışından gelen genetik etkilerden etkilendiler" diyor.Örnek olarak tipik Kuzey'lilerden önemli ölçüde farklı olan ve Macaristan'daki Lombardlar'la yakından ilişkili olan güney İsveç'ten Viking gruplarını adlandırıyor.Kuzey Norveç'ten gelen diğer Vikingler ise İskandinavya'nın kuzeyindeki yerli bir halk olan Sami ile bağlantılılar.Willerslev bu nedenlesonuçların Vikinglerin kim olduğu ve tarih kitaplarının buna göre değiştirilmesi gerektiği konusundaki yaygın varsayımlarla çeliştiğini belirtir.