Gangs Of London 23 Nisan 2020'de İngiltere'de Sky Atlantic'te ve A.B.D'de ise Cinemax kanallarında yayınlandıktan,yani 8 bölümlük ilk sezonu geride kaldıktan sonra elimize yeni ve efsane bir yapım daha doğdu diyebilir miyiz? Hem evet hem hayır. 

Gangs Of London şüphesiz aksiyon ve macera türünü sevenler için her bölümde en az bir sahne olacak şekilde yer alan aksiyon sahneleriyle gönülleri fethetti diyebiliriz.Bir Uzakdoğu dövüş sanatı olan Pencat Silat'ı silahlar,dolayısıyla kurşunlar ile yoğuran dizinin yaratıcısı Gareth Evans,Raid ve Raid-Brendal adlı iki filmiyle yeni nesil aksiyon sinemasının başlangıcı olarak değerlendirmek yanlış olmayacak sanırım.
Holywood'da görmeye alıştığımız ve artık modası geçmiş diye nitelendirmenin zamanının geldiğini düşündüğümüz o klişe aksiyon sahnelerini geride bırakıp Bu Gallerli yönetmen ve görüntü yönetmeni,aynı zamanda yazar olan ortağı Matt Flannery'le beraber Gangs Of London nezdinde odaklanmanın zamanı geldi.
Gangs Of London her bölümde yavaş yavaş yükselen gerilimin ve hatta gizemin dışında "Pik yapmadan bırakamayız" anlayışıyla kan,vahşet ve şiddeti iliklerimize kadar yedirmeyi başarıyor.La Casa De Papel'in son sezonundaki silah ve kurşun dolu sahneleri izledikten sonra "Bu kadar kurşundan sonra nasıl ölmez" fikrine asla kapılmadan,olabilirliğini tartışmadan bizleri şiddetin en üst noktasında yapayalnız bırakarak kan basıncımızı ve adrenalimizi kontrol etmekte zorlandığımız bir çaresizlik içinde bırakıyor.Bunu yaparken ise hikayenin anlaşılabilirliğini hiç zora sokmuyor.
Gerilim ve aksiyon dışında hikayede bulunan gizemin ortaya çıkması açısından,izleyicide merak uyandıracak şekilde bir kurguyla,acele etmeden yavaş yavaş ortaya çıkmasını sağlıyor.
Dizinin 5.bölümünde izleyicinin vardığı şiddet ve aksiyon sahnelerinin doyumuyla beraber yavaş yavaş yükselen gerilim İnsan'ın adeta başını döndürüyor.
Gangs Of London Konusu 
Hikaye Wallace ailesinin babalarının,yani Londra'yı yöneten mafya lideri Finn Wallace'ın öldürülmesiyle başlıyor.Bunun anlamı ise şudur Wallace ailesinin emrindeki diğer suç örgütlerinin aralarındaki kurdukları bağ bir kaosa sürüklenecektir.Oğul Sean intikam isteğiyle yanıp tutuşmaktadır.Bu intikam isteği Pakistanlı,Kürt,Arnavut,Afrikalı ve Çingenelerin oluşturduğu suç örgütleri arasında çıkacak olan büyük bir savaşın da ateşleyicisi olur.Wallace ailesinin sallantıda olduğu bu dönemde herkes payına düşeni almanın peşindedir.Ancak ölen babalarının sonradan ortaya çıkacak bir takım sırları vardır.
Dizinin en büyük özelliği ise asla hikayeden kopmadan ama aksiyon sahnelerini de dozunda kullanarak,izleyiciyi merakta bırakıp yapıma sürükleyicilik katması.Aksiyon sahnelerinde boğulmak yerine hikayeyi olabildiğince anlaşılır tutarak olası bir hayal kırıklığı finali yaratmamaya özen gösterilmiş.
Yazının başında efsane bir yapım diyebilir miyiz diye sormuştum.Hem evet hem hayır cevabındaki hayır kısmı maalesef oyuncularla ilgili.Çünkü aksiyon ve gerilim içinde yüzerken oyunculuk performansları vasatın üzerine çıkamamış.Çok önemli hatta hikayenin içindeki başroller izleyiciyi kendine bağlamayı başaramıyor.Bütün bunlar olurken acaba yan karakterlerden çok iyi oyunculuk performansları çıkar mı diye çabalarsanız o da yok.Yaptığı final doyurucu ve 2.sezonu merakla beklenecek yapımlar arasındaki yerini aldı.Modern Peaky Blinders'a hepimize hayırlı olsun.


Paylaşırmısın:

barış tutunan

Post A Comment:

0 comments so far,add yours